6331 sayılı yasa ile işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kavramı mevcut yüklerimizin üstüne yasal zorunluluk olarak yeni bir yük daha getirdi!

Karlılık, verimlilik gibi ana hedefler dururken birileri işyerlerimize gelip üretim alanlarımıza girip " o öyle yapılmaz, şu malzemeleri kullanamazsınız, çalışanlarınızın eğitim alması gerekiyor, işe giriş muayenelerini yaptırmanız lazım" gibi gereksiz! işler buyurdular.

Oysa ne rahattı güvensiz çalışmak!

Çalışanların zorla taktığı baret, düşmesin diye yapılan korkuluk, akciğerlerinin ölünceye kadar sağlıklı çalışması için takacağı maske, torunlarını da görsün diye kullanacağı gözlük...

                                      

Ne kadar da lüzumsuz harcamalar...

Konu ile dalga geçilmesine sebep olan sayısız örnek ile dolu her bir İş Sağlığı ve Güvenliği profesyonelinin hafızası.

Hep bir savunma, hep bir tasarruf kaygısı ile durduruluyor iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları. Oysa gelişmiş ülkelerde 70'li yıllarda başlayan bu disiplin işyerlerinde önce can sonra mal güvenliğinin artmasına dolayısıyla verimlilik artışına devamında ise kar artışına geçirdi bu işletmeleri. Tedaviye, tazminata değil Ar-Ge ye harcandı bütçeler. Mahkeme koridorları yerine laboratuvarlarda koşuşturdu mühendisler. Geri kalmış ülkeler tasarruf yaparak zengin olunamayacağını anlayıncaya kadar gelişmiş ülkeler sömürge yaptı bu zihniyeti.

Sonuç ortada...

İşini yaparken kendini güvende hisseden çalışanlar, çalışanları verimli ve mutlu işveren, iş kazası, meslek hastalığı nedir bilmeden büyüyen çocuklar, üreten, gelişen, harcayan sağlıklı bir ekonomi demektir.

Demek ki iş sağlığı ve güvenliği KÜLFET değildir.

Kazasız, sağlıklı günler dilerim.

ALİ ÇOŞKUN